Unicorns Dosyaları: Takım Kültürü Üzerine

 

Bölüm 1: Kuruluş

Unicorns Quidditch adlı oluşum 2014 yılının Nisan ayında, quidditch Türkiye’ye çok yeniyken, METU Unicorns adı altında, ilk kurulan ODTÜ Hippogriffs’ten birkaç gün sonra Türkiye’nin ikinci quidditch takımı olarak başlatılmıştır. Takım kurulurken yapılan en büyük tartışmaların başında o dönem quidditch sporunu Türkiye’ye getirmiş olan ODTÜ’nün bir mi yoksa birden fazla takımı mı olması gerektiği geliyordu. Kendi adıma o dönem okulun tek bir takımı olması gerektiğini savunuyordum fakat uzun tartışmalar sonucunda birden fazla takımın rekabeti doğurarak, çünkü o dönem sporun ne derece yayılacağını bilmiyorduk, sporun gelişimine daha çok katkı sağlayacağı konusunda hemfikir olundu. Sonuçta ise bir gün bu spor çok büyüyüp üniversiteler arası turnuvalara ev sahipliği yaparsa üniversiteyi temsil edecek tek bir takım olmasına, bunun dışındaki durumlarda okula ait birden fazla takım olabileceğine karar verildi.

Kuruluşun ikinci aşamasında kurucuların akıllarında yeni takımın isminin ne olacağı sorusu vardı; yine ODTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi Topluluğu kökenli olan çoğumuz elbette doğru ismin METU Dragons olması gerektiğini savunuyorduk. Fakat bu tartışmalar içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyordu, zira hepimiz METU Dragons adının bir şekilde kullanılacağından emindik fakat bunun okulu temsil edecek üniversite takımı olmasının mı yoksa okulun takımlarından biri olmasının mı daha doğru olduğuna karar veremiyorduk. Ta ki dönemin aktif isimlerinden ve şimdilerde maskotumuzun da isminin kökeni olan Samet Albayrak’tan o efsanevi teklif gelene kadar; METU Unicorns… Bu isim önerildiğinde bütün hararetler dindi, tüm rüzgarlar sakinleşti ve herkesin yüzüne bir gülümseme geldi; ismin kabul edilip METU Dragons konseptinin şimdilik rafa kaldırılması yalnızca dakikalar aldı. Henüz bu konuda çok acemi olan bizler ise Unicorn adının ve konseptinin ne kadar “winner” bir yaklaşım olduğunu anlamaktan oldukça uzaktık o sıralarda, yalnızca uzlaşmaya varmanın huzurunu ve hazzını yaşıyorduk.

Tüm bunlar ışığında METU Unicorns takımını bekleyen yeni sorunsal ise öncekilerden çok daha karmaşıktı; takım rengi ve forma tasarımı sorunsalı! ODTÜ Hippogriffs’in karizmatik konseptine ve pençeli logosuna aynı kalitede cevap vermek şarttı; hummalı bir çalışmayla takımın her üyesi hunharca renk ve görsel araştırması yapıyordu fakat bir türlü tatmin olamıyorduk. Hiçbir renk ikilisi istediğimiz ışığı vermediği gibi hiçbir Unicorn kafamızdaki konsepti doğru yansıtmıyordu. Agresif bir Unicorn mu istiyorduk yoksa şirin mi? Tutkunun rengi kırmızıyı mı almalıydık yoksa asaletin rengi moru mu? Onlarca tartışma ve soru işareti arasında hiçbir sonuca ulaşamamak hepimizi yıpratıyordu, üstelik daha oyunu doğru düzgün öğrenememişken bu tarz soyut konular üzerinde tartışmak biz pozitivist ve maddeci takım üyelerini oldukça yormaya başlıyordu. Elbette bu sürecin bizim diyalektik, egoları kontrol etmeye dayalı ve üretken kültürümüzün temellerini attığını göremeyecek kadar gömülmüştük tartışmalarımıza o dönemde. Uzlaşıya varılamayan bu tartışma zincirinin sonunda ise uygulanabilecek en basit ve efektif yöntemlerle olabilecek en muazzam kombinasyonu yarattık; bir üçgen ve şaha kalkmış bir Unicorn, şirinlik ve ciddiyet, galaktik ve beyaz! Bu fikirlerin sahibi Can Kaytaz, somuta dökülüşünün emekçisi ise Canan Türkmen olmuştu. Sonuç ise tıpkı takımın adı ilk bulunduğunda olduğu zamanki gibiydi; herkesin yüzünde ufak bir gülümseme oluşmasını sağlayan, kimseyi bir seçim yapmak zorunda bırakmayan, galaksinin her rengini ve her üyesini kabul eden bir kültürün ilk adımları…

İşte Türkiye ve dahi Dünya Quidditchi’nin o karanlık başlangıç çağlarında; Kamil Urgun henüz quaffle ile münasebetteyken, Kural 9 henüz “Maximum 4 Rule” değil “Minimum 2 Rule” iken, snitch ve arayıcılar henüz ilk 16-20 dakika saha dışında iken, METU Unicorns henüz var olmayan bir fikirden bir gerçekliğe bu şekilde bürünüp bu şekilde hayat bulmuştu. İçindeki ve doğasındaki kazanma güdüsünü keşfetmesine, egolarını dizginlemeye çalışan emekçi insanlar topluluğu haline gelişine; sevgi, dostluk ve tevazu çerçevesinde hırslara kapılmadan, azim ve tutkuyla yaptıkları işe ve birbirlerine tutunan bir insan grubu haline gelmesine ise henüz vakit vardı. Tüm bunların getireceği sayısız deneyim, kupa, madalya, başarı ve saygı ise buranın bir şekilde bir parçası olan herkesi tarifi olmayan ve gurur dolu bir yaşamın içine sokacaktı…

 

Kaan Bolat